EŞİKÖYKÜ

Vakti Gelen Ölür

Yemekle ilişkim, annemle ilişkime benziyor. Fazla yiyince midem ekşiyor. Annem benim evimde üç dört gün kalınca, ruhum ekşiyor. Aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum. Havluların yerini değiştirmiş. Acaba nerede? İki pijamamı atmış. Bunu bana nasıl yapar? Hassas bağırsak sendromu nedeniyle lastiklerini kesmiştim. Pijamaların acayip göründüğünü, ürktüğünü söyledi. Onun gecelikleri çok havalıdır. Bense hep rüküştüm. Evet, öyle de, kime ne? Evde kendimle yaşadığım için acayip pijamalarımı gören yok. Anneme göreyse öyle pijamalar giydiğim için yalnızım.

Bir kadın daima bakımlı olmalıymış. Daima! Eller manikürlü, ayaklar pedikürlü, saçlar fönlü, yanaklar pembe, dudaklar kırmızı. Allah’ım ne sıkıcı hayat. Saatler süren bu “kendimle meşgul olma durumu” bozar beni. Okunacak binlerce kitap var. İzlenecek iyi filmler var. O pijamalar olmadan mümkün değil. Okuyamam, yazamam, koltuğa uzanıp film izleyemem. Bağırdım anneme.

“Ben senin istediğin çocuk değilim. Neden attın pijamalarımı?”

“Paran yok mu?” dedi. “Dışarı çık, yenisini al.”

Dışarı çıkma arzum yoktu. İki uzun yazlık şort buldum. Lastiklerini kestim. Muradıma erdim. Annem şorta alaycı bir bakış attı. “Sen benim kızım değilsin,” dedi. “Seni aslında baban yapmış. Ben sadece bacaklarımı açtım, doğurdum. Kendine çekidüzen verinceye kadar evine gelmeyeceğim.” Cüzdanını çıkardı. Kuaförü Cemil’in kartını uzattı.

“O kabaran saçlarını kestir. Eline ayağına bakım yaptır. Git kendine yeni kıyafetler al. Böyle yaşama. O kitapları yaktıracaksın bana.” Yılladır hayaliydi. Güya, okumasam normal biri olacaktım. Beni koluna takıp akraba ziyaretlerine götürebilecekti. Hakkımdaki söylentiler kötüydü. Babamın karanlığını devralmıştım. Yazar olma hayali benim de başımı yiyecekti.

Birazcık normal olsam. Biraz insan içine çıksam. Kitap okumayan birkaç arkadaş edinsem. Ah ne iyi olurdu. Bir sevgilim olsa. Beş on kilo versem. Şu göbeğimin haline bak! Sigarayı bıraksam. İçki içmesem. Sabaha karşı yatmasam. Yürüyüş yapsam. Sabah kahvaltısını kahveyle geçiştirmesem. Bilgisayarın başında saatlerce yazı yazmasam. Kimse okumuyor ki yazdıklarımı zaten!

Hakkımda bilmediği birkaç şey var. Hiç tanımadığım insanların mezarlarına gidiyorum. Dua bilmem. Şiir okuyorum ruhlarına… Etkilendiğim isimleri not alıyorum. Öykü yazıyorum ölülere. Herkesin bir yaşama sebebi var. Benimki mezarlıklar. “Vakti gelen ölür” demeyin. Kimse zamanı dolunca gitmek istemiyor. Azrail, insanlar yüzünden işinden soğudu. Hiç ölmeyecekmişiz gibi evcilik, komşuculuk oynuyoruz. Yaşam varsa, ölüm yokmuş gibi. Ölüm varsa, yaşam yokmuş gibi.

Nazlı Akın

1975 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, Üsküdar’ın sokaklarında koşup oynayarak geçti. Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’ndeki oyunları izlerken tiyatro tozu yuttu. İstanbul Üniversitesi Piyasa Araştırmaları ve Reklamcılık Bölümü’nde okurken tiyatro çalışmalarına katıldı, oyunlarda rol aldı. 1995 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü’nü kazandı. Okulu bitirdi. Dizilerde ve filmlerde rol aldı. 2004 yılından beri seslendirme oyuncusu. Çizgi film seslendirmeyi çok seviyor. 2020’den beri öykü atölyelerinde yazıyor. Derin okuma atölyelerinde “nitelikli okur olma” yolunda ilerliyor. Edebiyat dergilerinde şiirleri, öyküleri yayınlanıyor. Okumayı, yazmayı çok seviyor. “Mavi Saz” isimli öyküsü, 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir