EŞİKÖYKÜ

Beton

İnşaat gürültüsü. Yükselen binalar. Bu apartman dairesinde ne işim var? Nerede içimi ferahlatan çam ağaçları? Gönlümü alan vadiler, saçlarımı okşayan deniz, gözyaşlarımı öpen nehirler nerede? Gökyüzüne musallat olmuş şehir. Zaman geçmiyor. Kafamı yorganın altından çıkaramıyorum.

 Sabah kapıyı çarptı evden çıkarken. Gece uyumayı, sabah uyanmayı bilmiyormuşum. Keyfimden sabahlıyorum sanki. Yıllardır asalak gibi yaşıyorsun. Utanır insan. Yediğin naneleri babama söylesem beş dakika durur mu İstanbul’da?  Bir de masaya para bırakmış. Çıkmayacağım pazara. Kalabalığı sevmediğimi bilmiyor sanki. Gitseler artık. Çok uzadı bu misafirlik. Boğuluyorum.

Tuhaf kadın. Geldi yine. Yıllardır karşımda oturuyor. Kafasını hiç kaldırmaz. Sanki pencereye, yaşadığını kendine kanıtlamak için çıkıyor. Bir kere göz göze gelmedik. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Şu adamın acelesi var mesela. Önündeki taşa takıldı, sendeledi. Ben de kötü düşmüştüm geçen sene.

Karanlık bir yerde rüzgârla savruluyorum. Yaprak gibi. Ağaçların arasında o beliriyor. Peşinden gidiyorum. Hızına yetişemiyorum.

Aklım almıyor. Kolları ağırlık çalışmaktan şişmiş. Uzun saçları dışında kadına benzer tarafı yok. Aklım almıyor. Kafasını duvarlara vuracak diyor Asu. Sana geri dönecek görürsün.

Islak, soğuk bir “kuyunun” içinde yatıyorum. Acı, nefesime musallat oluyor. İhanete uğramak, durmadan sokan bir akrep gibi.

 Sinemaya gidiyoruz. Elimde bir kutu mısır patlağı. “Koltuk numarası kaç?” diyorum Bahar’a. Annemin bakıcısı arıyor. Annem yere yığılmış. Çok ağır diyor, yerden kaldıramıyorum. Sinemadan apar topar çıkıyoruz. Arabayı Bahar kullanıyor. Yol boş. Yeni bir tiyatro oyununun afişine takılıyor gözüm. Mezarlıkta öpüşen iki kişinin gölgesi. “İhanet” yazıyor afişte.

Aynaya bakıyorum. Yüzümde minik keseler var. İçinde küçük kangurular.

Baba!  Evet, söyle.

Bilerek evde bıraktın bunları değil mi? Yakacağım o terlikleri yemin ederim. “Giyme bunları eskimiş, atalım” dedim ya. İnadına gözümün içine sokuyor. Terliğin tabanı ikiye ayrılmış, parçalanmak üzere. Bankada kaç parası olduğunu bilmesem. Hay Allah’ım sen aklımı koru. Biri klozetin dışına işer, biri mutfağın içine eder. Günlerim kıçınızı toplamakla geçiyor. Kim iş verir burada Mithat’a? Kafası hep dumanlı. Annemde kabahat. Bize miras olarak oğlunu bıraktı.

İyi değilim. Yorganın altına girip, uyuşmak istiyorum. Elim şarap şişesine gidiyor. İçince ne güzel unutuyorum. Hayır, cumaya kadar içmeyeceğim. Babam geç gelecekmiş akşam. Mithat’ın sağı solu belli olmaz ama şarabı görünce yumulur. Hazır babam da yokken. Bu saatte içilir mi? İçilir, hem de ne güzel içilir. Hayır, cumaya kadar içmeyeceğim.

Kendime yasaklar koyuyorum ama bazı anıların yükünü taşımak zor. Unutmak istiyorum.

Ölüm, sokakta karşılaştığım, tanışmadan yanağımı okşayan yaşlı teyze gibi. Sadece bir kez gördüm, asla unutmadım. 

Korkuyorum ama ecele faydası yok.

Çiçeğine bağlanmış ağaç olur mu? Yaprağına tutkuyla bağlı dal olur mu? Parçalanmamaya yemin etmiş kaya olur mu? Buharlaşmak ya da donmak istemeyen su damlası var mı?

Bırakamadığım ne varsa sınavım olmuş…

Annemin çenesini bağlarken, yüzüne son kez baktım. Öyle çirkindi ki. Gözlerimi kapadım, güzel olduğu zamanları hatırlamaya çalıştım.  

Ne tuhaf, ölü bedenleri araba yıkar gibi yıkıyorlar.

Annemi gömmek için o çukura ben de girdim.

Hayır, cumayı bekleyemeyeceğim.

Nazlı Akın

1975 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, Üsküdar’ın sokaklarında koşup oynayarak geçti. Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’ndeki oyunları izlerken tiyatro tozu yuttu. İstanbul Üniversitesi Piyasa Araştırmaları ve Reklamcılık Bölümü’nde okurken tiyatro çalışmalarına katıldı, oyunlarda rol aldı. 1995 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü’nü kazandı. Okulu bitirdi. Dizilerde ve filmlerde rol aldı. 2004 yılından beri seslendirme oyuncusu. Çizgi film seslendirmeyi çok seviyor. 2020’den beri öykü atölyelerinde yazıyor. Derin okuma atölyelerinde “nitelikli okur olma” yolunda ilerliyor. Edebiyat dergilerinde şiirleri, öyküleri yayınlanıyor. Okumayı, yazmayı çok seviyor. “Mavi Saz” isimli öyküsü, 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir