DENEMEEŞİK

Ölümle Dans

Yazan: Hakan Akın

Ölümle ilk dansımı bir yaşındayken yapmışım. Ateşim çok yükselmiş, hastaneye götürmüşler, komaya girmişim penisilin iğnesi yapılınca. Alerjim varmış penisiline! Buz dolu bir küvete sokmuşlar beni. Yıl 1967! Rus’lar gibi, soğuk suya girme geleneğini tecrübe etmişim. Geri dönmüşüm hayata buzlu suyla.

Bu su macerasını o kadar sevmişim ki, yedi yaşında Ankara Kuğulu Park’ta oynarken havuza düşmüşüm, boğulmaktan son anda kurtarmışlar. Hep bir suya geri dönüş isteğim olmuş ama her defasında kurtarılmışım!

Galiba benim dans partnerim su perisi…

Yine bir kış gecesinde, askere gidecek bir arkadaşımı götürmek üzere Ankara’dan yola çıkmışız. Polatlı yakınlarında uyuyakalmışım! Rüyamda çocukluğum! Bariyerlere çarparak, aşağı, şarampole düşmüşüz. Kurtulmuşuz küçük sıyrıklarla!

Hatırlıyorum da, o gün de deli sağanak vardı! Nedense bu su sembolü hayatımda hep var.

Acaba ben bir denizkızına mı âşık oldum? Hep onu mu görmek istiyorum?

Allah’ın hakkı üç derler ya, insan korkmadan edemiyor.   

Derken, bir kere daha dansa davet ediyor ölüm. Yaş 56! Doktorum,  anjiyo yapılmasına karar veriyor!  Anjiyodan bir gece önce, rüyamda yine çocukluğum! Bir huzursuzluk var içimde.

Eşim Nazlı uyurken, kâğıtlara banka kartlarının şifrelerini yazıyorum. Sabah oluyor, bir arkadaşımla gidiyorum hastaneye. Nazlı’ya, “çok kolay bir işlem, iki üç saate evdeyim” diyorum, söylediklerime inanmadan.

Uzun bir bekleyişin ardından, anjiyo saati geliyor. Kol damarından yapacaklar, kasıktan değil! Oh, kum torbasından kurtuldum!  

Ameliyathaneye alıp, sedyeye yatırıyorlar, her şey normal. Koldan ilacı enjekte ediyorlar. Monitörü görüyorum, kalp atışlarımı duyuyorum, sohbet ediyoruz doktorla. Doktor Adana’lı!  Benim gibi rakı seviyor. Gülüşüyoruz! Akşam içemem herhalde! Aklımda buzlu rakı!

Bir anda her yer karardı? Doktor yok, hemşireler yok! Beni burada bırakıp, yemeğe mi çıktılar yoksa? Bir yandan da sedye karanlığa doğru yükseliyor! Neredeyim ben? Aniden önümdeki beyaz duvara çarpıyorum hızla! Ama ne hız! Eyvah! Yine arabayla feci bir kaza mı yaptım? Polatlı yakınlarında mıyım?

İki sarı nesne görüyorum, belirgin olmayan sesler var. Ama net değil görüntüler. Her şey flu! Aniden çatıda biri antenimi düzeltmiş gibi görüntü netleşiyor. Hemşire, elinde defibrilatör aletiyle göğsüme bastırıyor. Şoktayım!

Bu dans zor oldu, hemşire çok haşin dans ediyor benimle… Kalbim kırılıyor.

Aklımda Nazlı var! Buradan sağ çıkar mıyım acaba?

Doktor anjiyo işlemini yarım bırakıyor, kırk yılda bir olurmuş başıma gelen! Kalbim yirmi altı saniye durmuş! Görevli, nihayet odaya götürüyor beni, Nazlı koridorda bekliyor. Bazı şeyler hissetmiş, hemen hastaneye gelmiş. Onu görünce gözümden yaşlar boşanıyor. Karşılıklı ağlıyoruz. “Ölüyordum,” diyorum.  “Çok şükür, yaşıyorsun” diyor.

İyi ki tekrar yanımda ve ne mutlu ki bana tekrar hayattayım!

Büyük usta Nazım Hikmet’in dediği gibi:

“Yaşamak ne güzel şey

Anlayarak, bir usta, kitap gibi

Bir sevda şarkısı gibi

Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak…

Yaşamak birer birer ve hep beraber

İpekli bir kumaş dokur gibi

Hep bir ağızdan sevinçli

sevinçli bir destan okur gibi!”

Nazlı Akın

1975 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, Üsküdar’ın sokaklarında koşup oynayarak geçti. Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’ndeki oyunları izlerken tiyatro tozu yuttu. İstanbul Üniversitesi Piyasa Araştırmaları ve Reklamcılık Bölümü’nde okurken tiyatro çalışmalarına katıldı, oyunlarda rol aldı. 1995 yılında Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü’nü kazandı. Okulu bitirdi. Dizilerde ve filmlerde rol aldı. 2004 yılından beri seslendirme oyuncusu. Çizgi film seslendirmeyi çok seviyor. 2020’den beri öykü atölyelerinde yazıyor. Derin okuma atölyelerinde “nitelikli okur olma” yolunda ilerliyor. Edebiyat dergilerinde şiirleri, öyküleri yayınlanıyor. Okumayı, yazmayı çok seviyor. “Mavi Saz” isimli öyküsü, 3. Eskişehir Kral Midas Öykü Yarışması’nda ikinciliğe layık görüldü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir