SELA
günü geceye döküyorum
akşamla yatsı arasında
musalla gibi aydınlık kamer
yel değmiş eteklerine
dudaklarım ağır yaralı
merhem tutmuyor
uçuklamış parmak uçlarım
tutsak kalıyor kelimeler
bir kavak ağacının sığlarında
pusuya yatmış buz kütleleri
soğuk kaynıyor kazanlar okyanusta
yarasalar tekbir veriyor
vakitsiz okunuyor sela
çırılçıplak kalıyorum
musalla gibi aydınlık kamer
ve
can’ım cansız bedenimden
firar etmek istercesine
kırıyor kemiklerimi
terk edip giden gölgenin ardından…